|
Aþýlmaz Bir Özgünlük:Attila Ýlhan
Baktýðýnda
o, dört yan mavi keserdi, bir ulu fýrça, göðe merdiven
kurar, havayý maviye boyardý. Büyük aðaçlarýn
altýndan uzayan parke yoldan kýsa eteði bir rüzgar gülü
gibi savrularak gelir,
benim aptal utangaçlýðýmýn verdiði cesaretle delice rahat,
yanýmdan geçerken:
"-Seni seviyorum çocuk," diye fýsýldardý.
Utanýrdým. Ýçim sýmsýcak Akdeniz keserdi, hiç bilmediðim
Akdeniz. Konfetiler gibi portakal çiçekleri yaðardý
baþýma, utanýrdým. Hep utanýrdým. Utanmamdan ,ininýlmaz
bir haz alarak, sonsuz utanýrdým.
Tam önümde otururdu. Bilirdim, þimdi dönecek,
dünyayý
yýldýzlara bulayarak dönecek ve... Durmadan silgimi alýr, masaya
mengene gibi
yapýþmýþ terleyen ellerime dokunurdu, ince uzun
parmaklarýyla sanki rastlantýymýþ gibi. Güneþ yanýðý sarý saçlarý inadýna savrulur,
nefes almamý zorlaþtýran bir yosun kokusuyla dolardý
sýnýf.
"-Seni seviyorum çocuk," derdi, sanki hiç aðzýný
açmadan...
Kýzlar kapýsýna
yönelmeden tam önümden geçerken, iki tavþan diþini
gösteren gülmesiyle, derdi. Bulutlar daðýlýr, çakýr bir
güneþ keskin bir süpürgeyle ne varsa karanlýk süpürür
götürürdü. Akdeniz kokardý.
Seni
seviyorum demek ne demek anne? Annem utanýrdý. Kapýlara,
bacalara bakardý, geçmeyen kuþlara bakardý. Anlardým ki,
bu hiç sorulmamasý gereken sorudur. “ Okuluna bak sen,”
derdi , “öyle pis þeylerle kafaný doldurma. “ Ama
anne, sanki dünyanýn en güzel çiçeklerini veriyor bana,"
derdim, "içim kalkýyor anne, yüksekten düþer gibi… o kadar
pisse… Sonra o bir kýz, bense bir erkek..."
Ama on dört
yaþýnda bir erkek. Ýçimde ekþi eriklerin kamaþmasý olan
komik bir erkek.
Bir devir sevmekten utanýrdýk. Tüm
devirler biz, sevmekten utandýk. Hele erkekler… bu iklimde
, seviyorum, demeyi kimse bilmezdi. Yemin ederim hiç
öðrenemeyecekler de…
Ýçimde bir þey, baðýr, diyordu, býrak
aðaçlara adýný kazýmayý, hiç ulaþmayacak mektuplarý
uçurumlara atmayý býrak, kýr korkunu, baðýr: Senin en
birinci insanlýk hakkýn, al onu!. Seni
seviyorum,.. seni, seni, seni seviyorum…Ayýptý. Adama
neler yaparlardý. Seven adama, adamsa ne yapardý? Daha Attila Ýlhan’
ý tanýmýyorduk. Biz pusulasýz gemiler gibi bordodan
bindirecek kayalar arýyorduk, ulus olarak, o günlerdi.
“Ihlamurlar Altýnda” yý kaç kez okudum. Love Story’Ý kaç
kez izledim kim bilir. Soluk aynalarýn karþýsýnda en
bayramlýk sesimle fýsýldadým: "Seni seviyorum." Ama
diyemedim. O mavi gözlerle darmadaðýn oluyordum,
duvarlar üstüme geliyordu,
hep yeniliyordum, sonsuz yeniliyordum.
“ Bu gece yine ayaz çýkacak/ iliklerine dek üþüyeceksin…/
Engelli yollarýn sonunda duvarlar kat kat, denizlerse
dalgalý olabilir…” diyordu okuduðum bir þair.
Unutmma ne mümkün, hala anýmsarým.
Nerden buldum nasýl yazdým, ne
anlatýrdý, sevgiyi mi anlatýrdý, aþký mý ya da delirten
ten kokusunu mu, bilmem, ama sanki içimin fotoðrafýydý, sadece yazarken
içimdeki ekþi erik kokusu deliriyordu. Ona verdim. Ulu
aðaçlarýn bittiði yerde tam kýzlar kapýsýnda. Bir þey
diyemedim, verdim. Bir intiharýn eþiðinde gibi kaskatý
öyle verdim. Ýnanýlmazdý, hem baþtan yenilmeye öyle hazýr,
tek bir surat asýþ olsa paramparça olmaya, daðýlmaya öyle
hazýr, ama daraðacýna yürümeye de kararlý öyle verdim. Minnacýk kaðýt eline geçtiðinde parmaklarý
elimi yaktý. Dokunsa aðlardým. Dokunmadý. Mavi gözlerini
geniþ geniþ açarak, bulut toplayan bir gök gibi içten içe
kaynayarak, ama ýslak, ama, ama…Ýnsan çok sevilince niye
aðlar anne?
"-Sen þimdi büyüdün çocuk, " dedi Ben büyüdüm.
O anda yakaladý beni öðretmen. Kýzýn elinden minik kaðýdý
aldý, okudu ve bana döndü. Göz bebeklerinde ve çarpýlan
aðzýnda o korkunç ezen yargý vardý: Ben sanki ülkeme
ihanet etmiþtim, ben sanki ülkemin namusuna… Baþýma inen yumruklarla
yýkýldým kaldým. Büyümek yenilmektir, anladým. Þimdi bu
ülkeye kiraz ayýnda kar yaðar, yüreðinize kadar buz
kesersiniz, bu lanet tohumda bile yürür; artýk hiç Akdeniz kokmayacaðýz usta.
Ve biz bir avuç çocuk 1968 güzünde aþk için ayaklandýk.
Ýlk ilköðretmen okulu boykotuydu. Gene yenildik. Biz
talimliyiz usta, yenilmeyi var ya, çok güzel yaparýz.
Sürüldük, itildik, kakýldýk ve çok ama, çok derin
kýrýldýk. Devletimiz sað olsundu, parmak kadar
çocuklardýk, sevdik, þapka takmak istemedik; sözün kýsasý
suç iþledik: ezildik, bitirildik. En kötüsü biziz
sanýyorduk. Biz kuzeydekiler, sýnýrlarýmýzý aþan iþler
yapýyorduk, seviyorduk ve cezalandýrýlýyorduk. Ceza
olmasa, biz adam olmazdýk usta.
Daha Akdeniz’deki o býçkýn delikanlýyý tanýmamýþtýk,
seksenine deðin içinde kocaman bir çocuk gezdiren fýrtýna
þairi bilmiyorduk. Onu, sevdiði kýza Nazým Hikmet’in bir
þiirini yazýp gönderdi, diye 141’le yargýladýlar. Daha on
altý yaþýndaydý. Türkiye’nin hiçbir yerinde okumasýna izin
vermediler. Üç yýl sonra ancak mahkeme kararýyla
Ýstanbul’da bir okul bulabildi. Yirmi bir yaþýnda
Türkiye’nin en büyük þiir ödülünün ikinciliðini C.S.Tarancý’
nýn ardýndan alýrken devrinin bir çok ünlü þairini geride
býrakýyordu.
Daha henüz, onu tanýmamýþtýk. Biz yediðimiz dayaðýn
acýlarýný uzanabildiðimiz kadar dilimizle saðaltýrken,
atlan alta bu büyük kahramanlýðýmýzla da kasýlýyorduk,
devlete kafa tutmuþtuk, az mýydý?… ve bu kadarla
kurtulmuþtuk. Artýk kendimizi sýnayacak yeni duvarlar
arayabilirdik, çarpacak duvarlar. Zaten o kendiliðinden
gelecekti, çok uzak deðildi. Yetmiþli yýllar, kýrgýn olan
herkesi komonist yapýp çýkacaktý.
Kýrýlma büyük iþtir usta. Kötü komþu insaný mal sahibi
yapar, benim ülkemde bu iþi büyükler üstlendi bir devir.
Büyükler , kýrdý mý, iyi kýrar. Adamý dünya çapýnda bir
þair, büyük bir siyaset polemikçisi, yeni edebi akýmlar
yaratýcýsý, çaðýnýn en cesur romancýsý, en önemlisi seksen
yaþýnda bile hala hakký teslim edilmeyen çocuk gözleriyle
intihar etmeye kararlý gibi bakan bir kahraman yapar. Hep
aykýrý durmaya kararlý, hep hesaplaþmaya niyetli yapar.
Çalýþtýðý CHP yayýn organý ulus gazetesinde CHP’yi
eleþtirir. Kovulur. Mavi dergisiyle toplumsal gerçekçilik
akýmýný baþlatýr, ama þiiri bütün olarak deðilse bile, dizesel
anlamda Yenicilere “bu bizden," dedirtecek, þiirler de
kaleme alýr. Onun þiirinin gücü , bilinç akýþýyla, halkýn
kullandýðý deyimleri doðru yerde yan yana getirmesindeydi.
Soyutlanan þiir, yine soyut ama herkes tarafýndan anlamý
bilinen deyimlerle “yaraya tuz basýyordu”.
Türkçe kullanmaya kararlý bir edebiyat öðretmeniyken,
çünkü benim de kýrýlmam vardý ve toplumla hesabým, salt bu
yüzden sürüldüm. Tam o günlerde Attila Ýlhan þiiri Divan
Edebiyatý motifleriyle gündeme düþtü. O kentli aðzýna hiç
uymayan küflenmiþ sözcüklerÝ nerden bulursa bulur,þiirin
jargononda iyice cilalayarak ve doðru yere koca taþlar
gibi oturtarak yüreðimizi oynatýrdý, ama çok kýzardým ona.
Sýra halkýn kullandýðý, hatta biraz köylü deyimleri kent
diline sokarak inanýlmaz güzel þiirler üretilebileceðini o
kýzgýnlýkla çoðumuz görmezlikten geldik. Biz görmedikçe
de, Attila ilhan þiiri slogan oldu. Kendi sýnýfýyla bile
acýmasýzca çatýþýp, tek baþýna, kaybedecek hiçbir þeyi
kalmamýþ, o intihar etmeye kararlý çocuk pervasýzlýðýyla
yürüyordu.
Biz yanýyorduk. Yenilmiþ bir kuþaktýk. Devlet üç baþý
bozuk psikolojide çocuðunu adam edemez miydi yani,
hakkýmýzdan gelmiþti. Evrim devrim prangalarýmýzdý. Kendi
ülkemizde misafir gibi yaþayarak, öyle gidiyorduk. Bir
sýðýnaðýmýz Atatürk devrimleri kalmýþtý. Kalkýp onlarý da
sarstý. Oysa tam bir “kalpaklý “ deðil miydi bu adam? Ne
demek þapka devrimi, diyordu, kimi devrimleri sayar,
kimini ise… Atatürk gaziydi, kalpaklý savaþçý,… ondan
sonrasý Atatürk’ü tanýmlamazdý, ona göre baþka bir þeydi,
en çok Ýnönü’yü tanýmlardý.
Artýk emindik, mit ajanýydý bu adam!
Sonra romanlarý, Fena Halde Leman, gündeme bir bomba gibi
düþtü, bir kadýn hiç böyle cesur, hiç böyle aykýrý ele
alýnmamýþtý. Herkesin bildiðinin mutlaka bir farklý
yanýný bulurdu Ýlhan. Güçlü bir polemik yeteneðiyle onu
donatýr, kurgular, her biri kaya kadar aðýr, saðlam
yargýlarla sunardý. Ona karþý olabilirdiniz, ama zor karþý
dururdunuz. Ýki binli yýllara doðru, deðiþen dünya
gündemine denk düþen ama yine aykýrý bir çýkýþý
yükseltiyordu: Sultan Galiyev ve Anadolu devrimciliði.
Ülkücüler ve solcular ayný noktada buluþabilirdi.
Milliyetçi, ulusçu bir çýkýþtý . Ne biçim Marksist'i bu?Ama
ilgi ve itibar da gördü. Çünkü o çýkmaz sokaklarýn
adamýydý. Yaþasa, belki de edebiyatýn içinde bulunduðu bu
keþmekeþe de ilginç düþüncelerle çözüm üretirdi.
O Kolay Aþýlmaz Bir Özgünlüktü.
Aklý baþýnda bir insaný, buza yazý yazmaya, yani sanatla
uðraþmaya götüren sürecin, yani o büyük kýrýlmanýn
çocuklukta olduðunu düþünmüþümdür. Çünkü çocukluktaki
kýrýlmayý, toplumun, tükürse size boðacak, sizden bin kat güçlü insanlarýn neden
güç birliði yapýp üstünüze geldiðini açýklayamazsýnýz.
Ödünleme mekanizmasý geliþtirip yediðiniz büyük dayaðý ,
tersine çevirip anlatamazsýnýz. Daha henüz uydurma bir
geçmiþ yaratýp, o dünyanýn baþ kahramaný sizmiþsiniz gibi...
öyküler kuracak,inanacak, anlatacak çaða vardýr. Erkendir.
Ýþte o erken anda, bir çocuðun þimdi dünyanýn da bir numara saydýðý
Nazým Hikmet’in þiirlerini kýz arkadaþýna gönderdi, diye
uðradýðý cezayý bir düþünün. Bu kýrýlma adamý ya öldürür
ya… Büyük kýrýlmayý yaþadý, bir büyük þair doðdu.. Zeki
, akýllý, güzel düz yazýlar da yazan, ki þairlerin
baþarýlý düz yazý yazanlarý çok deðildir, ama hep þair,
çarpacak duvarlar arayan, ama aklýyla bunu toplumun kabul
edeceði bir çizgiye çekmeyi bilen, inanýlmaz acýlý
þapkalý bir çocuk kaldý.
Seksen yýl o acýyý, o kýrýlmayý her yazdýðýnda yeniden
yeniden kanatýp taþýmak çok zordur gelir bana. Belki
böyle de deðildir A. Ýlhan’ýn hikayesi, ama neden bilmem
ben hep öyle hissederim. Bir Akdeniz baþlar. Kýrýk bir
Akdeniz. Hele güzse…bir mavi kýz siyah çizmelerinin sivri
topuklarýný vurarak, güneþ yanýðý sarý saçlarýný gezdirir
içimde. dikiþli çoraplarýn üstünde
etekleri savrulur.
O yabani erikler delirir, salkým salkým çiçek keser.
Bitmez , bitmesin istediðim bir sýtma nöbetinde ürperirim.
Sizi bilmem ama ben hep içimden vurulurum. Bu da olmasa
baþka türlü bizim gibiler yenilmez, öldürülmez.. Hah, biz
demiþtik adam delirdi, ölümsüzlükten dem vuruyor, diyor
kimileriniz eminim. Oysa derken, Ýlahi güçlerimize
gönderme yapmýyordum....ya da sanrýlarda deðiliz . Bir
anýmsatmaydý;
Unuttunuz mu, bizi on beþ yaþlarýmýzda öldürmüþtünüz.? Kim iki
kez ölür ki, usta?
Deneyin isterseniz, yeterse gücünüz Attila Ýlhan'ý, Nazým
Hikmeti... yani ters eðitimle yarattýklarýnýzý silin
haritadan!
Þenol YAZICI, BURSA., 2005,GÜZ
|